
Önsözler Kitabı
Jorge Luis Borges
Bütün önsözler sıkıcıdır, Borges’inkiler hariç.
Borges’ten okuduğum yedinci kitap oldu Önsözler Kitabı. Tam da Borges’i artık biraz tanıyor olduğumu düşünürken, bu kitap bana yine aynı şeyi hatırlattı: Borges’in dünyasında bir kitaptan diğerine geçmek diye bir şey yok aksine bir kitabı açtığınızda yüzlercesinin içine düşüyorsunuz.Kitaptaki önsözler, yazarın anlattığı kitaplardan çok onun zihninin nasıl çalıştığıyla ilgileniyor açıkçası insan. Bir yazardan söz ederken başka bir yazara, oradan bir düşünceye, bir dile, bir döneme geçiyor insan adeta. Üstelik Borges bunu öyle doğal yapıyor ki, birkaç sayfa önce nereden başladığınızı unutabiliyorsunuz. Bazı önsözlerde tanıdığım kitaplara rastlamak hoşuma gitti açıkçası, bazı isimlerde ise “Bunu da okumalıyım” diye not aldım doğrusu.
Bu eser, JLB’den okuduğum yedinci kitap olduğu için artık onun bazı takıntılarını, oyunlarını ve o kendine has edebiyat anlayışını daha yakından tanıyorum, diyebilirim. Bu yüzden Önsözler Kitabı benim için Borges’e giriş niteliğinde bir kitap olmaktan çok, şimdiye kadar okuduklarımın yanına eklenen başka bir parça oldu. Hatta bazı yerlerde Borges’in anlattığı kitaptan ziyade, Borges’in o kitap hakkında ne düşündüğünü okumaktan keyif aldım. Bir de şu var tabii: Borges’in önsöz yazmak için bile Borges olması gerekiyor galiba. Başka bir yazarın kitabına birkaç sayfa önsöz yazıyor ama sonunda insanın elinde yine bir Borges kitabı kalıyor.
Kitaptan birkaç alıntı:
“Hazların oyuncakçı dükkânına ait olduğu bir dünyada acıların demirciye ait olması imkânsızdır.” s. 82
“Her gün tıpkı büyük bir nehirde yüzercesine düşüncenin değişimlerine, şaşırtmacalarına kendini teslim ediyordu ve adına yazmak denen bu düşünme yöntemi onun için çocuk oyuncağıydı. Düşünceleri de en az onların yazıya geçirilmiş hali kadar canlıydı; odasında yalnızken ya da kalabalık bir kafede, yana eğik yazısıyla sayfaları doldururdu; henüz daktilonun bilinmediği; güzel yazının meziyet sayıldığı bir çağdaydık. En sıradan mektupları da basılmak için hazırladığı sayfalar kadar harika, hatta belki incelikleriyle onlardan kat kat iyiydi.” s. 81
“Bilgelik tanrısallığın ikinci yüce küresidir. Zeka bunun arkasından gelir.” s. 97
“Ne de olsa genç Plinius’un çok önce yazdığı ve Cervantes’in de sonrasında hatırlattığı hüküm uyarınca hiçbir kitap içinde iyi bir şey barındırmayacak kadar kötü olamazdı.” s. 226
“Okurlar daima eserin başkahramanıyla özdeşleşme eğilimindedir; Macbeth‘i okumak bir biçimde Macbeth’in kendisi olmaktır; Victor Hugo’nun bir eseri Hayatının Bir Tanığı Tarafından Yazılmış Victor Hugo adını taşır; bildiğimiz kadarıyla Walt Whitman, ezelî ve karmaşık son âna kadar bu anlık özdeşleşmenin faydasını gören ilk kişi oldu.” s. 250
