
Diğer Ev
Rachel Cusk
Alışkanlıklar özümüze ilişkin he şeyi öldürür.
Rachel Cusk’la ilk karşılaşmam Diğer Ev mektup-romanıyla oldu ve normalde mektup-romanlara mesafeli olmamama rağmen bu romanla ilişkim baştan sona mesafeli geçti. Zaman zaman altını çizdiğim cümleler oldu, düşünsel olarak “yakaladım” dediğim çok yer vardı ama duygusal olarak kitabın içine tam olarak yerleşemedim maalesef.
Daha ilk cümleden anlatının nasıl kurulacağını görüyoruz aslında: M, Jeffers’a hitap ederek, Paris’ten dönerken trende “şeytanla karşılaşmasını” ve oradan taşan kötülük duygusunu anlatıyor. Yani anlatı düpedüz bir mektup ve bu mektubun içinde başka mektuplar, başkalarının sesleri, başkalarına yazılmış satırlar dolaşıyor. Roman, olay örgüsünden çok, bu uzun mektubun kıvrımları üzerinden inşa edilmiş.
Tam da bu yüzden, benim için daha çok zihinsel bir okuma oldu Diğer Ev. M–L–Justine üçgeni, sanatçı figürü, hayranlıkla öfkenin iç içe geçtiği kadınlık deneyimi… Bunların hepsi ilginç ama hep bir mektubun sayfaları arasında, sanki bana değil de başkasına anlatılıyormuş gibi kaldı. Karakterlerle arama giren mesafe biraz da bu epistolar yapının sonucu sanırım; okurken sık sık “anlıyorum ama tam hissedemiyorum” noktasındaydım.
Yine de Cusk’ın, Diğer Ev’i hem mekân hem de iç dünyanın karanlık bir odası gibi kullanma biçimini, kötülüğün gündelik hayatın yüzeyinin altından kabarıp taşmasını yazışmalar üzerinden göstermesini etkileyici buldum. Diğer Ev, kolaylıkla önerebileceğim bir kitap değil ama mektuplar, iç monologlar ve ilişkilerin güç haritası üzerinden ilerleyen, daha mesafeli ve düşünsel metinleri sevenler için ilginç bir durak olabilir. 📚📚📚
