
Dorian Gray'in Portresi
Oscar Wilde
“Ne acı!” diye mırıldandı Dorian Gray, portreye dikilmiş bakışlarını portreden ayırmadan. “Ne acı! Yaşlanıp çirkinleşeceğim, iğrenç biri olacağım. Ama bu resim hep genç kalacak. Şu haziran günü kaç yaşındaysa hep o yaşta duracak… Ah, keşke tersi olsaydı! Hep genç kalan ben olsaydım da resim yaşlansaydı! Bunun için… Bunun için neler vermezdim! Evet: Dünyada bunun için vermeyeceğim bir şey yoktur!”
“Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, insanlar bilge olamayacak kadar çok okuyor, güzel olamayacak kadar çok düşünüyor.”
Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi’ni yoğun bir zamanıma denk gelmesine rağmen bitirebilirdim nihayet. Wilde’ın kitabının konusu, Viktorya Dönemi’ndeki güzellik algısıyla bağlantılı olarak estetik, gençlik ve güzellik üzerine kuruluyor. Okumaya başlarken dönemin ölçülü ve kapalı dünyasının arka planında dolaşan bu temaların ne kadar kişisel bir yere dokunacağını pek kestiremiyor insan. Ancak sayfalar ilerledikçe, anlatının yalnızca bir dönem anlatısı olmaktan ziyâde insanın kendisiyle kurduğu kırılgan ilişkiyi de yokladığı hissi belirginleşiyor. Viktorya Çağı’nda güzelliğin salt bakılan ve görünen bir şey olmadığı, aynı zamanda bir beklentiye dönüştüğü seziliyor. Dış görünüş, karakterle örtüşsün isteniyor ve pürüzsüzlük bir tür güven duygusu veriyor. Wilde, bu zemini kullanarak okuru yavaş yavaş rahatsız eden bir alan açıyor. Çünkü güzellik anlatıda huzurdan çok tedirginlik üretiyor. Koruyucu gibi görünen şey, zamanla Dorian’da baskı kurmaya başlıyor.
Ana karakter Dorian Gray’in gençlik ve güzellik arzusunda da bu huzursuzluk hissediliyor. Genç kalma isteği başta tanıdık geliyor. Nitekim insanın zamana direnme arzusunu yabancılamak hiç de kolay değil. Ama Dorian’ın bu isteği, zamanla bir korkuya dönüşüyor. Yaşlanma düşüncesi, onda merak ya da kabulleniş uyandırmıyor. Daha ziyâde, varlığını tehdit eden bir boşluk gibi beliriyor. Son kertede güzellik, keyif alınan bir hâl olmaktan çıkıp tutunulması gereken tek şeye dönüşüyor. Basil’in Gray portresi bu noktada hikâyenin ağırlık merkezine yerleşiyor. Dorian’ın yaptıkları, başkalarına yaşattıkları, seçtikleri ve vazgeçtikleri kendi yüzünde iz bırakmıyor. Bu durum ona geçici bir rahatlama sağlıyor gibi görünse de, okur olarak bu rahatlamanın sahici olmadığı hissi giderek güçleniyor. Çünkü her şey bir yerde toplanıyor ve portre, saklanan suçlarla birlikte ertelenen yüzleşmelerin de alanına dönüşüyor.
